Bugun...



BAŞKAN GÖNENÇ: BELEDİYECİLİK SOSYAL DEMOKRATLARIN İŞİDİR

Sayısız medeniyete beşiklik eden Bergama’ya ‘başkan’ olmak ilk kez 2007 yılının Aralık ayında aklına düşmüştü. O sırada meclis üyesiydi, 2004’ten o tarihe kadar, kendi söylemiyle ‘sağlam bir staj’ dönemi geçirmişti. Ağır bir borç yükünü kucağında buldu. Fen işleri, park bahçeleri, şantiyeleri ve hizmet binasından başka bir şeyi olmayan bir belediye teslim aldı.

facebook-paylas
Güncelleme: 10-01-2019 13:18:15 Tarih: 10-01-2019 10:25

BAŞKAN GÖNENÇ: BELEDİYECİLİK SOSYAL DEMOKRATLARIN İŞİDİR

Önce mali disiplini sağladı, sonra da fiziki eksikleri giderdi. 7’sinden 70’e herkesin hayatına dokunacak sosyal projeleri ardı ardına başlattı. 2014’te yeniden kazandı. Bergama’ya dair hayalini kurduğu projeleri de ikinci dönemde bitirdi. Başkan Gönenç, siyasilerde az görülür bir kararla herkesi şaşırttı. Geçen Ekim ayının başında yeniden aday olmayacağını açıkladı.

 

Genç sayılabilecek yaşta ve başarıları ortada iken neden bu kararı aldığı tartışılırken, bir yandan da ismi ‘İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı’ için tedavüle girdi. Ancak iki koltuk için de resmi adaylık başvurusu yapmamıştı. Gönenç, Yerel Gözcü Genel Yayın Yönetmeni Hasan Dalgıç’a konuştu. Herkesin merak ettiği sorulara yanıt verdi. İşte o röportaj:

    •    Belediye Başkanı olmak ne zaman aklınıza düştü?

 

    •    2004 belediye meclis üyeliğine başladım. 2007-2008’den itibaren de aday adaylığını düşüncem oluştu. Hatta o dönemki ilçe başkanımla ilk konuşup “Ben aday adayı olacağım” dediğim tarih Aralık 2007’ydi.

 

    •    Çok uzun bir süre değil.

 

    •    Evet değil. Açıkçası meclis üyeliği dönemimde inancımı, özgüvenimi geliştirdikten sonra bu düşünce oluştu. Bir de bazı konulara vakıf olduktan sonra bu işi yapabileceğime inandım. O dönem meclisteki 6 arkadaşımla iyi bir muhalefet yapmıştık. Kendimi iyi ifade edebileceğim bir alan olarak değerlendirdim. Meclis üyeliğinden önce aklımın ucundan kıyısından geçmiyordu. Belediye meclis üyeliği konusunda da benim bir başvurum yoktu. O dönem belediye başkan adayımız Sefa Ağabey teşvik etmişti.

 

    •    Göreve geldiğinizde elbette Bergama’ya ilişkin belli bir hazırlığınız vardı. Geçen 10 yılda Bergama’da neleri değiştirdiniz?

 

    •    En önemli şeylerden birisi, Bergama’nın net bir kimliğinin olmamasıydı. Sadece dışarıdan bakanlar açısından değil, bu kentte yaşayanlar açısından bir Bergamalı kimliğine sahip çıkılması ve benimsenmesi gerekiyordu. Eskiden beri, “Bergama tarihi bir şehirdir. Bergama bir tarım şehridir” diye söylenir. Bu kentte yaşayan insanlar bunun ne kadar farkındaydı. Bergama’nın tarihi ve kültürel anlamdaki birikimi ve zenginliğinden pek çok kişinin farkında olmadığını söyleyebilirim. Biz bunu öne çıkarmaya çalıştık. Bergama geçmişten günümüze bir kültür ve bilim kentidir. Sanat hep olmuştur. 2000 yıl önce olmuş, 1500 yıl önce olmuş. Cumhuriyet tarihinde Halk Evleri’nden ilklerinden birisi Bergama’da açılmıştır. Bu 2000 yıllık süreçte Bergama’nın bir kent kimliği ve ruhu aslında doğmuş. Bu var olanı insanlara anlatmak ve sahip çıkmak önemliydi. İkincisi de sonuçta belediyeler, hizmet üreten yerlerdir. Bu hizmeti vermek için kanallarınız lazımdır.  Bir kültürel etkinlik yapacaksanız, kültür merkeziniz lazım. Çocuklar için bir şey yapacaksanız, onlara ulaşabileceğiniz bir birim ve binanız lazım. Sadece çocuk parkı yapmak yetmez. Yaşlılar için bir şey yapacaksanız, engelliler için bir şey yapacaksanız, bunun kanallarını açmak için hem hizmet binaları hem de personel anlamında yeterliliğiniz olmalı. Biz göreve başladığımızda bunlar yoktu. Saysanız, işte park bahçeler, fen işleri, şantiyeler, belediye hizmet binası vardı. Hepsi o kadardı. Şimdi bizim kültür merkezimiz de var, yüzme havuzumuz da var, spor salonumuz var, gençler için yaşam boyu eğitim merkezimiz var. Birçok tesis yapıldı. Bunlar bir hizmeti üretebilmek için gereklidir. Bunları yapmaya çalıştık. Tüm bunları yapabilmeniz için mali yönetim ve mali disiplininizin iyi olması gerekir. Gelirleri çok iyi olan, arsa satışlarıyla geliri olan bir belediye değiliz.

    •    Üstelik gelirleriniz daha da azaldı.

 

    •    Tabi. 2014’ten sonra Büyükşehre geçtikten sonra gelirlerimiz daha da azaldı. Kent kimliğinin kazanılmasındaki en büyük göstergemiz, UNESCO dünya mirası listesine girmemizdir. Mali yönetim konusu da üçüncü farkımızdır diyebilirim.
 

    •    Tüm bunları planlayarak mı geldiniz, yoksa içinde yaşarken mi şekillendirdiniz?

  

 •    Aslında önceden planladığımı söyleyemem. Belediye başkanları için en önemli kriterlerden bir tanesi, yaşadığı kentin yapısını ve tarihini, öyküsünü iyi bilip bilmediğidir. Sosyolojik yapıyı iyi biliyorsanız, insanını tanıyorsanız, simge dağarcıklarını sahipseniz, kentin geçmişini biliyorsanız, insanlara neyin sempatik, neyin antipatik geleceğini biliyorsanız, zaten bunlar size ne yapmanız gerektiğini söyler. Oturup da ayakları yere basmayan, uçuk-kaçık projelere, allı pullu işler yapacağım demeniz doğru değil. “Dünya kenti yapacağım” demek, dünya kenti yapılması için yeterli değil. Ayrıca her kentin, dünya kenti olması diye bir zorunluluk da yok. Her kentin bir ruhu, öyküsü ve geçmişi vardır. Yeter ki siz bunu bilin ve buna uygun hareket edin. İzmir için de böyledir. İzmir, bir Akdeniz kentidir, liman kentidir, ticaretin olduğu bir kenttir. Özgür kimliklerin ve demokrasinin öne çıktığı bir kenttir. İzmir’de neler yapılacağı bellidir. Zorlama ve uçuk kaçık projelere gerek yok. Su akıyor, yolunu buluyor.

    •    Uzak bir ilçesiniz. Dışarıdan ya da uzaktan bakmak genelde iyidir, detayları görme şansı verir. İzmir’e bakınca ne görüyorsunuz. Eksikler nedir, neler yapılmalıdır?

 

    •    Benim Büyükşehir Belediye Başkanlığı için resmi bir başvurum yok. Resmi başvurular yapılmış, ismi basında geçenler varken, hariçten gazel okumak bana doğru gelmiyor. Bu benim tarzım değil. Elbette İzmir’e ilişkin herkes gibi benim de genel bir değerlendirmem olabilir. İzmir’de öne çıkmasında en fazla yarar gördüğüm şey, belediyecilik anlayışının Türkiye’ye model olabilecek bir yapıda olmasıdır. İzmir Modeli olarak demiyorum. Bu belediyecilik anlayışının bir ideolojik ve toplumcu bir tabana oturması gerekiyor. Şöyle bir algı oluştu. Sanki bir başkan ve akademisyen ekip oturdular, bir model ve program yazdılar ve sonra da bunu uyguladılar. Aslında tam tersi oldu, doğaçlama olarak gelişti. İktisadi ve siyaseten birçok iş yapıldı ama bunların yapılmasının ardından İzmir Modeli diye bir çerçeve çizildi.

 

    •    Buna sosyal demokrat belediyecilik diyebilir miyiz?

 

    •    Adına sosyal demokrat diyebilirsiniz, toplumcu diyebilirsiniz ama bunun ideolojik sosu eksik gibi geliyor. İzmirliler bana göre kendi kentlerine herkesten fazla haksızlık ediyor. Ne kadar güçlü bir aidiyet duygumuz var? İzmir başlı başına önemli ve özel bir şehirdir. İzmirlilerin de bunun farkında olması lazım. Aynısı Bergama’da da vardı. Bunu büyük ölçüde kırdık.

 

    •    Çok önemli ve çok özel dediniz. Kesinlikle öyle… Kentlerin genleri olduğuna inanıyorum. Buradan çok sayıda medeniyet gelmiş geçmiş. Bu bulunmaz bir zenginlik değil midir?


    •    Eski müze müdürümüzün, Bergama kermesiyle ilgili bir tespiti var. Bergama’da kermesin bu kadar benimsenmesini, aralıksız sürdürülmesini, 2 bin yıl önceki Bakır Şenlikleri’ne bağlıyor. Kentin ana kurtarıcısı sayılan Athena adına yapılan şenliklere, bağbozumu şenliklerine, hıdrellez ve bahar şenliklerine bağlıyor. Zaman içinde yapılan tüm şenliklerin kentin genetik şifresine işlediğini, o dönemdekilerin izdüşümü olduğunu söylüyor. Ben de aynısını söylüyorum, kentlerin kimliği ve ruhu vardır. Bunu biliyorsanız, zaten o size ne yapmanız gerektiğini söyler. İzmir’in de 8 bin 500 yıldaki onlarca uygarlığın üstüne koya koya getirdiği müthiş bir zenginliği var. Bu kentin genetik yapısını ve şifrelerini birileri kavrayamadığı, inat ve ısrarla da kavramak için çaba göstermediği için hata yapıyorlar. O kültürden, gelenekten gelmeyenler ve bunu anlamayanlar İzmir’e bir şeyleri dayatmak istiyorlar, o da olmuyor.

 

    •    Bildiğim kadarıyla borçlu bir belediye devraldınız. Bugün oldukça düzgün bir mali tabloya sahipsiniz. Nasıl başardınız? Belediyecilik sosyal demokratların işi midir? İsmi efsane olmuş belediye başkanlarının neredeyse hepsinin bu siyasi gelenekten gelmesi tesadüf müdür?

  

 •    Genel Başkanımızın, “Bizim belediye başkanlarımız her delikli kuruşun hesabını verirler” diye bir sözü var. Birinci önceliğimiz bu. AKP belediyelerinin böyle bir derdi yok. AKP’li diye sınırlama yapmayalım, sağ gelenekten gelenlerin yönettiği belediyelerde böyle bir dert yok. Eskiden ANAP’lı belediyeler de böyleydi. “Eli kolu bağlı bir belediye başkanı ister misiniz?” şeklindeki anlayış Turgut Özal ile birlikte başladı. Aynı anlayış bugün daha da keskinleşerek devam ediyor. İsmi efsane olmuş belediye başkanlarının hepsi sol gelenektendir. Ahmet İsvan’ından Vedat Dalokay’ına, Aydın Erten’inden Osman Özgüven’e kadar hepsi sol gelenektendir. Bizim iki önceliğimiz vardır. Bizim önceliğimiz gerçekten halktır. Sıkıntıda olan, kentin olanaklarından yararlanma konusunda dezavantajlı olan, kent merkezindeki ana çekirdeğin uzağında olan, biraz daha varoş diyebileceğimiz yerde bulunan, hayat standardı anlamında geride olan insanlara ulaşmak sol belediyelerin derdidir. İkincisi akçeli işlerde konusunda bizler daha namuslu ve daha vicdanlıyız. Birilerinden mal almak, birilerini zengin etmek, bir iş yapıyorsak illa kendi adamımızla iş tutalım diye bir alışkanlığımız yok. Hatta bu alışkanlığımız yok diye zaman zaman, kendi örgütlerimiz ya da bizim gibi düşünmeyen insanlar tarafından eleştiriliyoruz bile… Ama doğrusu budur. Bir belediye başkanının belediyeyi borca batırması için birilerine illa peşkeş çekmesi gerekmiyor. İlla rüşvet alması, birilerine bir şey yedirmesi gerekmiyor. Bazı konularda yeterli duyarlılığı taşımıyorsa, işin üstüne düşmüyorsa, yapması gereken denetimi, göstermesi gereken ince hassasiyeti göstermiyorsa, inanılmaz biçimde ve 5 yıl içinde belediyeyi batırabilir. Bizde de öyle oldu. 2014-2019 arasındaki 5 yıllık sürede Bergama Belediyesi 35 milyon lira borç yaptı. O dönemdeki 5 yıllık sürede belediye başkanının yaptığı projelere bakıyorum, o borcun karşılığı kadar bir iş göremiyorum. O zaman nasıl oldu bu iş? Ben kalkıp o belediye başkanına birilerine peşkeş çekti, para yedirdi diyemem. Somut olarak elimde öyle bir bilgi yok. Fakat ortada da bir gerçek var. 5 yılda yapmadığı projelerin bedeli kadar borç var. Belediye içinden çıkılamayacak duruma düşmüş. Ben belediye başkanı olduktan sonra dışarıdan kaynak getirmedim. Elimde sihirli bir değnek de yoktu. Belediye aynı belediyeydi, kadro aynı kadroydu, gelirimiz aynı gelirdi. Biz aynı gelirle çok daha fazla iş yaptık. Üstelik borcumuzda reel anlamda o dönemdeki borcun üçte biri kadar düştü. Demek ki bu olabiliyor. Bunun olabilmesi için sizin birtakım hassasiyetlerinizin olması lazım. Türkiye’de bu hassasiyetleri taşıyanlar da daha çok sosyal demokrat düşünceye, bu vicdana, bu ahlaka sahip olan insanlardır. Ak belediyecilik deniyor ama bu işte kimdir sizin piriniz desek, Ankara Büyükşehir’i söyleyemezler. Adamı alıp kenara koydular. İstanbul’u da söylemezler. Üstelik biz şöyle bir adaletsizlik de yaşıyoruz. AKP’li belediyelerin olduğu yerlerde neredeyse tüm kamusal yatırımları devlet yapıyor. Bizdeki belediyelerde kamuya ait olan işlerin neredeyse tamamını biz yapıyoruz. Spor salonu yapılacaksa, Gençlik ve Spor Bakanlığı gelip yapmıyor, ben yapıyorum. Kültür merkezi yapılacaksa, biz kendi kaynaklarımızla, kendi becerimizle, kendi gücümüzle yapıyoruz. AKP’li belediyelerin hepsinde bu işleri devlet yapıyor. Spor-Toto’dan para alıyorlar, stat yapıyorlar. Bizim öyle bir olanağımız yok. Ortada böyle bir eşitlik ve şaşı bakış varken, gerçekten bizim belediyelerimiz iyi iş çıkarıyor.

    •    Başka nasıl eşitsizlik yaşıyorsunuz, çok çarpıcı bir örnek var mıdır?

  

 •    2014 yılında Kardeş Şehirler Olimpiyatı yaptık. 6 kardeş şehirden yaklaşık 1000 sporcu geldi. Beş gün boyunca, 10 farklı branşta yarışmalar yapıldı. Ben o oyunlar için buradaki Gençlik ve Spor Bakanlığı’na ait stadı, atletizm yarışları ve futbol müsabakaları için 2 gün kullanabilmek için 14 bin lira para ödedim. Bırakın desteği, devletin alanına girebilmek için bu parayı ödedim. Bütün şehirler festival veya şenlik yapıyor. Kültür Bakanlığı destek veriyor. 82 yıldan beri bu ülkenin en eski festivalini yapan Bergama, bugüne kadar Kültür Bakanlığı’ndan tek delikli kuruş alamadı. Vermiyorlar. Üstelik Asklepion’u kullanmak için kira ödüyoruz. Gecelik, düğün salonu muamelesi gibi 5 bin lira ödüyoruz. Böyle bir garabet var.

 

    •    Bu ülkenin rejimi değişti. Yerel yönetim sistemi de yeni rejime uygun hale getirilecek. Bu dönemde ilk kez göreve gelecek belediye başkanlarının işi zor olmayacak mı? Mevzuatı bilen ve belediyecilik işini çözmüş başkanlara ihtiyaç yok mu?

 

    •    Ülkede değişen yönetim biçiminin değişimi nedeniyle maalesef yerel yönetimlerde ikili bir yapıya doğru gidiş var. Bu da demokrasi açısından sıkıntılıdır. Demokrasi yerelde de güdük hale gelebilir. Yerel yönetimlerde de demokrasiyi aşındırırsak, bunun sonu kötü olur. Demokrasinin beşiği yerel yönetimlerdir. Katılımcılığı orada sağlarsınız. Farklı renklerin, farklı seslerin olması önemlidir. Yerel yönetimlere inanılmaz şekilde müdahale edilecek kanallar ve enstrümanlar hazırlanıyor. Özellikle kamuda tek hesap adıyla çıkarılmış bir genelge var. Nisan’dan itibaren uygulanacak bu genelgeyle yerel yönetimler kendi paraları Maliye Bakanlığı’ndaki hesaba yatırılacak. Maalesef bunun üstünde çok durulmadı. Kayyımla elde edilemeyen, kuşatılamayan yerleri bu şekilde terbiye etmeye çalışacaklar. Mali yönetim, merkezi yönetimin hatta Cumhurbaşkanı’nın iki dudağı arasında olacak.

 

    •    İstanbul’da siyasi profil olarak size ve yönettiği ilçenin dokusu olarak Bergama’ya benzeyen Beylikdüzü Belediye Başkanı’nı Ekrem İmamoğlu, Büyükşehir adayı olarak tercih edildi? Siyasi figür olarak benziyor musunuz?

 

    •    İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayımız Sayın Ekrem İmamoğlu’nu çok yakından tanımıyorum. Bildiğim kadarıyla Beylikdüzü bir Kadıköy ya da Beşiktaş değil. İzmir’e uyarlayarak söylersek, Narlıdere ya da Karşıyaka değil. Yani sol seçmen yapısının ağırlıkta olduğu, CHP’nin kimi aday koyarsa koysun kazanacağı bir ilçe değil. Öyle sosyolojik ve siyasi bir dokusu yok. Ona rağmen Beylikdüzü’nde seçimi kazanabilmiş ve yaptığı işlerle de çok ciddi anlamda fark yaratmış belediye başkanı. İstanbul gibi bir yerde ve tabi Beylikdüzü gibi bir ilçede böyle bir başarı kazanması kolay değil. Ben çok doğru bir tercih olduğunu düşünüyorum.

 

    •    İttifakları nasıl değerlendirirsiniz?

  

 •    Kağıt üstünden bir iki belediye alalım şeklinde yapılmış bir ittifak ne kadar işe yarayacak? İttifakla bir yer kazanıldı ya da kaybedilmedi. İş onunla bitmiyor. Asıl hikâye ondan sonra başlıyor. Siz aldığınız o yerde nasıl bir belediyecilik anlayışı sergileyeceksiniz? Seçmenler yerel yönetimlerde daha fazla hizmet odaklı oy kullanma içgüdüsüne sahiptir. Küçük ve orta ölçekli yerleşim yerlerinde insanlar nasıl bir yönetim ve hizmet anlayışınızın olduğuna bakıyor.  İttifaklar beraberinde birtakım pazarlıkları, meclis üyeliklerinde paylaşım hesaplarını getirecekse; zaten en başından sakatlık ortaya çıkaracak. Kaosa neden olacak. Belki bugün için iktidar karşıtlığı üzerinden bir cephe oluşturabiliriz. Bizim kültürümüze ve geçmişteki hizmet anlayışımıza baktığımızda birbiriyle örtüşen bir durum yok.  Oradan nasıl bir tablo çıkacak, açıkçası ben de bilmiyorum.




Bu haber 1639 defa okunmuştur.


Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER GÜNDEM Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Henüz anket oluşturulmamış.
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI