Bugun...


Y. Bekir Yurdakul

facebook-paylas
Kahvenin Tatsızlığı
Tarih: 03-05-2018 15:53:00 Güncelleme: 03-05-2018 15:53:00


Hazırlıklar tamam; kâğıt, kalem her şey yerli yerinde. Sade kahvemi -yanında su elbette- yudumlarken aklımda uçuşup duranları şöyle bir çerçeveleyip sunmanın önünde engel yok artık hevesiyle masama geçtim.

Kahvemden bir yudum aldım; niye acı bu kahve böyle, içimi yakıyor?

Yine bir savaşın içindeyiz ve hayatı karartan bu halin arkasındaki koro yine çok büyük. İnsanoğlunun, insanların evsiz barksız, yersiz yurtsuz, halsiz mecalsiz kalışına alkışını açıklamak hiçbir zaman kolay olmayacak benim için. Oysa savaşın, ölümlerin önünde çoğalan alkışlara değil, barış rüzgârlarına/ çığlıklarına gereksinmemiz var. “Kimin, ne çıkarı var kandan?” sorusunun yanıtının ardına düşersek fenerlerimiz barışa giden yola düşürür ışığını...

 

Kahveme döndüm. Yok, tatsız bugün; sanki tuz eklenmiş!

Kula’nın “genç” peribacalarını (adına “Kuladokya” demişler) yakından gördüm. Ege’nin bu şirin ama kendi halindeki kasabasının daracık sokaklarını, öpüşen çatılarını, kendine özgü evlerini; Uşak’ın o muhteşem kanyonunu (rehberimizin yalancısıyım: 75 kilometre boyunca serilip giden dolayısıyla dünyanın ikinci büyük kanyonuymuş bu!), ince eleyip sık dokuyan bakışlarla yazdım aklıma. Sonra Ulubey’deki cam terasın ucuna dek yürüdüm, altımda yer yer yüz elli metreyi bulun bir yar! Gittiğinize değen bir olağanüstülük!

Her şey güzel de o güzelim cam terasın neredeyse her yanına yayılmış “kullanılmış galoş” kirliliği! Ya o kanyona doğru serilip giden yolun iki yanına rastgele atılmış şişeler! Niye sev(e)miyoruz ülkemizi, doğayı, kültürel varlıklarımızı, çevreyi?

Ninesini almış, getirmiş yaşadığı kente; görsün istemiş ninesi de torunu nerede yaşıyor... Kentin sokaklarını dolaşırken ninesinin, her yeri saran çöplerden rahatsız olduğunu fark etmiş torun, biraz da özür makamında, “Atmasak böyle her şeyi sokaklarımıza...” diyecek olmuş. İlk kez bir kent gören ninenin yanıtı -bana kalırsa- yürek yakan bir yerden duyulmuş:

- Sevseler atmazlar kızım!

- Çevreyi, doğayı değil mi nine?

- Yok kızım, insanlar birbirlerini sevseler atmazlar.

 

Kahvem bitti. Kahvenin bir suçu yok ki! Ağzımın tadı yerinde değil!

Oysa daha bir hafta önce (10-11 Şubat) öğretmenlerimizin, çocuklarımızın, anababaların salonlarda oluşuna tanık olmuşuz. EÇEV’in düzenlediği 4. İzmir Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Günlerinde, önce Özel SEV Okullarının salonu/ derslikleri sonra Selahattin Akçiçek Kültür Merkezi’nin Avni Anıl Sahnesi dolup taşmış. İlk günümüzü Balçova Belediyesi (sevgili başkan Mehmet Ali Çalkaya koşup gelmiş), ikinci günümüzü Konak Belediyesi (sevgili başkan Sema Pekdaş, ekibini seferber etmiş) güzellemiş.

 Aradan bir hafta geçmeden, 16-17 Şubatta, “16. İzmir Öykü Günleri”nde yurdumuzun öykü alanında düşünen kalemlerinden -başta onur konuğu Cemil Kavukçu- otuz arkadaşımızı İzmir’de ve yine dolu bir salonda, iki gün boyunca dinlemişiz. “Edebiyatta Yersiz Yurtsuzluk” gibi yürek yakan bir halden açmışız sözü, “herkese yeter dünya, herkese yeter ekmek” anlayışına doğru yelken açmışız birlikte...

Ayın son gününde (28 Şubat), Karabağlar’ın Yaşar Kemal Mahallesinde, anıtı başında (bize, onca yapıtından bile öncelikli kıldığı “barış” haykırışını bırakan) Yaşar Kemal’imizi selamlamaya hazırlanırken bu kahvenin tatsızlığı niye ki?

 

İnsanı öteleyen, umursamayan, ona aldırış bile etmeyen bir yere/ bataklığa doğru her geçen gün daha da hızlanarak yuvarlanmaktayız. Sokağa attığımız her çöp, insana sıkılan kurşun gibi hayatımızın bir yanına kıyıp duruyor işte.



Bu yazı 231 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI